Kızıl rengi şaraptan bildik hepimiz ve içten içe ayıpladık. Ama bu kuytu, rutubetli odada sessizce kanayan bir şeyler vardı galiba*
(Zaman zaman geçmiş yaralara ışık tutar ve geç de olsa af dileriz.)
Keşke onu geride bırakmak zorunda kalmasaydım; göğsümü ikiye yarıp saklayabilseydim içimde. Yan yana veya iç içe, paralel nefesler alıp verseydik beraber.
Canımın içi, ben şimdi, birazdan gideceğim.
Son bir yudumda içip bitireceğim ömrümün kalanını.
Durgun suya kendimi bırakmak kadar kolay olacak.
Kimselere sezdirmeden bin parçaya ayıracağım gönlümü.
Saatteki kum taneleri kadar sessiz olacağım.
Sonunda çözülüp gidecek boğazımın düğümü, dilimin kemiğini kıracağım.
Bir sabah uyanacağız, rüyalarımızdan taşan sümbüller bahçemizi mora boyayacak.
O sabah çok yakın, arkadaşım.
Sevgilim, seni bir rüyanın serin kuytusunda diledim. Bu yüzden sen, bir saatin boşlukta asılı kalmış kum tanelerine yahut hiç dinmeyen bir alacakaranlık vaktine benzersin.
Öpme, uyandırma beni.
“Uygarlık ilerlemiyor diyemezsiniz,
sizi her seferinde yeni silahlarla öldürüyorlar.”
-Will Rogers
Günü geceye yaklaştıran,
Çakıl taşlarından denizin kokusunu silen,
Zarif meltem rüzgarlarını kesif poyrazlara yoğuran
Bu uğursuz zaman korkutuyor beni.
anksiyetemm-deactivated20230401:
Tanrım
Ölende mi soluk alıyorsun öldürende mi?
Sevgilim, nerede menevişli sözlerim diyorsun ya
Acının gözeneklerinden geçiriyordum seni.
İnsanı çocuklara bölen öfke.
İnsanı çocuklara bölen öfke,
çocuğu eşit kuşlara bölen,
kuşu, küçük yumurtalara;
yoksulun öfkesi
bir zeytin taşır iki üzüme karşı.Ağacı yapraklara bölen öfke,
yaprağı, eşit olmayan tomurcuklara bölen,
tomurcuğu, görünmez gözeneklere;
yoksulun öfkesi
iki ırmak taşır birçok denize karşı.İyiyi kuşkulara bölen öfke,
kuşkuyu, benzer kavislere bölen,
kavisi, umulmayan mezarlara;
yoksulun öfkesi
bir çelik taşır iki hançere karşı.Canı bedenlere bölen öfke,
bedeni, benzersiz organlara bölen,
organı, sekiz düşünceye;
yoksulun öfkesi
bir yanardağ ateşi taşır iki kratere karşı.
- Cesar Vallejo
(via deniz-ce)

